"Herkese merhaba! Ruh sağlığı ile ilgili bir destek almaya karar vermek zaten kendi içinde büyük bir adım. Ama tam bu noktada insanların kafasını karıştıran, hatta bazen doğru yardıma ulaşmasını geciktiren dev bir soru işareti beliriyor:
'Önce psikoloğa mı gitmeliyim, yoksa psikiyatriste mi?'
Sıkça duyduğum iki yanlış algı var: Birincisi, 'Psikiyatriste gitmek sadece ağır akıl hastalıkları içindir, ben o kadar kötü değilim' algısı. İkincisi ise 'Psikiyatristler sadece ilaç yazar, terapi yapmaz' düşüncesi.
Bugün bir psikiyatri uzmanı olarak, PubMed’de yer alan güncel tıp literatürü ışığında bu konuyu konuşacağız. Neden tıbbi değerlendirmenin ilk adımda olması hayat kurtarır, hepsini adım adım anlatıyorum."
1. BÖLÜM: BİYOLOJİK/ORGANİK NEDENLERİN DIŞLANMASI (Medical Rule-Out)
"İlk ve en kritik neden: Tıbbi nedenlerin dışlanması.
Gözünüzde şöyle bir tablo canlandırın: Sürekli yorgunsunuz, içinizden hiçbir şey yapmak gelmiyor, odaklanamıyorsunuz ve kendinizi mutsuz hissediyorsunuz. Tam bir depresyon tablosu, değil mi? Ya da kalbiniz hızla çarpıyor, elleriniz titriyor ve içsel bir huzursuzlukla panik hissediyorsunuz.
Peki ya size bunların arkasında psikolojik bir süreç değil de tamamen biyolojik bir neden olabileceğini söylesem?
PubMed’de yayınlanan nöro-psikiyatri ve dahiliye çalışmalarına baktığımızda; Hashimoto tiroiditi, B12 ve D vitamini eksiklikleri, otoimmün ensefalitler , hatta erken evre böbrek üstü bezi bozukluklarının tam olarak anksiyete ve depresyon semptomlarını taklit ettiği açıkça gösteriliyor.
Psikiyatrist bir tıp doktorudur . İlk muayenede sizin fizyolojik sisteminizi değerlendirir, gerekli kan tahlillerini, beyin görüntülemelerini ya da hormon tetkiklerini ister. Biyolojik bir köken varsa bunu doğrudan tedavi eder. Eğer altta yatan organik bir tiroid bozukluğu varsa, aylar süren terapi seansları o hormon tablosunu düzeltmeyeceği için zaman kaybetmiş olursunuz."
2. BÖLÜM: PSİKİYATRİSTLER DE TERAPİSTTİR
"Gelelim ikinci büyük mite: 'Psikiyatrist sadece 5 dakika dinler, ilacı yazar ve gönderir.'
Bu algı ne yazık ki sistemik yoğunluklardan kaynaklanan münferit tecrübelerden doğuyor. Ancak uzmanlık eğitimi standartlarımıza (Dünya Psikiyatri Birliği - WPA ve WCP rehberlerine) baktığınızda; bir psikiyatristin uzmanlık eğitiminin temel sütunlarından biri Psikoterapidir.
Bizler asistanlık ve uzmanlık yıllarımız boyunca Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT), Psikodinamik Terapi, Şema Terapi veya Destekleyici Psikoterapi gibi ekollerde yüzlerce saatlik teorik ve süpervizyon eğitimlerinden geçeriz.
Yani bir psikiyatrist muayenehanesine adım attığınızda, karşınızda hem beyninizin nörokimyasını anlayabilen bir hekim hem de zihninizi ve şemalarınızı çalışabileceğiniz yetkin bir psikoterapist bulursunuz."
3. BÖLÜM: PSİKİYATRİYE GİTMEK "AĞIR DURUM" DEMEK DEĞİLDİR
"Diğer bir çekince de şu: 'Psikiyatriste gidersem bana hemen ağır bir tanı konur mu ya da yeşil ya da kırmızı reçeteli ilaçlar mı başlanır?'
Kesinlikle hayır. Tıbbi değerlendirme sonucunda kliniğinize göre:
- Hiçbir ilaca gerek duymadan sadece psikoterapi takibi kararı verebiliriz.
- Sizi doğrudan uzman bir klinik psikolog meslektaşımıza psikoterapi için sevk edebiliriz.
- Ya da sürecin başında nörokimyasal dengeyi sağlamak için medikal tedavi desteği ile terapiyi kombine edebiliriz.
Psikiyatriste gitmek 'çaresiz veya çok ağır bir durumda' olduğunuz anlamına gelmez; aksine ruh sağlığı yolculuğunuza en güvenli, en kapsamlı ve en tıbbi kapıdan başladığınız anlamına gelir."
"Özetle dostlar; ruh sağlığı bir bütündür. Bedenimizi zihnimizden, zihnimizi beynimizden ayıramayız. Tıbbi kontrolle başlayan bir değerlendirme süreci, sizi hem olası fiziksel hastalıklardan korur hem de ihtiyacınız olan doğru terapi ekolüne zaman kaybetmeden ulaştırır.
Eğer siz de bir süredir ruhsal olarak zorlanıyorsanız, 'önce bir kan tahlilimi de görecek' güvenilir bir psikiyatrik değerlendirme almaktan çekinmeyin.